Nükhet Işıkoğlu DTD Genel Müdürü
Küresel ticaretin yön değiştirdiği, tedarik zincirlerinin güvenlik, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik ekseninde yeniden tasarlandığı bir dönemde, demiryolu taşımacılığı yeniden stratejik bir konuma yerleşmiş durumda. Jeopolitik gerilimler, denizyolu rotalarında yaşanan aksamalar ve karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik uluslararası düzenlemeler, taşımacılık sistemlerinde daha dengeli bir mod dağılımını zorunlu kılıyor. Bu çerçevede demiryolu; yüksek taşıma kapasitesi, daha düşük emisyon değerleri ve öngörülebilir operasyon yapısıyla öne çıkıyor. Türkiye ise coğrafi konumu sayesinde bu dönüşümün merkezindeki ülkelerden biri olma potansiyeline sahip. Ancak potansiyel ile mevcut tablo arasında hâlâ kapatılması gereken bir mesafe bulunuyor.
Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Kafkaslar arasında doğal bir bağlantı noktası olan Türkiye, son yıllarda demiryolu altyapısına önemli yatırımlar gerçekleştirdi. Hat yenilemeleri, sinyalizasyon projeleri, lojistik merkezler ve uluslararası bağlantıların güçlendirilmesi, ülkenin bölgesel lojistik rolünü destekleyen başlıca adımlar arasında yer alıyor. Orta Koridor’un gelişimi bu açıdan ayrı bir önem taşıyor. Çin’den Avrupa’ya uzanan hatta Bakü–Tiflis–Kars demiryolu ve Marmaray geçişi, kıtalararası demiryolu taşımacılığını kesintisiz hâle getiren kritik halkalar olarak öne çıkıyor. Bu altyapı, Türkiye’yi yalnızca bir geçiş ülkesi değil, aynı zamanda lojistik akışların yönetildiği bir merkez hâline getirme potansiyeli de taşıyor.
Buna karşın mevcut altyapının kullanım düzeyi henüz istenen seviyede değil. Hat kapasitesi ile sahadaki fiili yük hacmi arasında belirgin bir fark bulunuyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, özel sektörün çekici güç ve vagon yatırımlarının sınırlı kalmasıdır. Demiryolunda altyapı yatırımı tek başına yeterli olmamakta; lokomotif, vagon ve ekipman gibi unsurlar sisteme eşlik etmediğinde kapasite kâğıt üzerinde kalabilmektedir. Bu durum, demiryolunun toplam taşımacılık içindeki payının artış hızını da sınırlamaktadır.
Operasyonel süreçler, rekabet gücünü doğrudan etkileyen bir diğer önemli başlıktır. Sınır geçişlerindeki süreler, bazı hat kesimlerinde yaşanan kapasite planlaması sorunları, bakım çalışmaları sırasında oluşan kısıtlar ve terminal operasyonlarındaki verimlilik farklılıkları, toplam transit sürelerini uzatabilmektedir. Oysa uluslararası yük sahipleri için karar kriterleri artık yalnızca maliyet değil; süre, güvenilirlik ve hizmet sürekliliğidir. Bu nedenle operasyonel standardizasyon, dijital planlama sistemleri ve gerçek zamanlı veri paylaşımı gibi uygulamalar, demiryolu taşımacılığının bir üst lige taşınmasında belirleyici rol oynayacaktır.
İntermodal entegrasyon da gelişime açık alanlardan biridir. Liman bağlantıları ile organize sanayi bölgeleri ve demiryolu hatları arasındaki lojistik akışın daha etkin planlanması, karayolundan demiryoluna yük kaydırılmasında kritik öneme sahiptir. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemeleri gibi yeni ticaret kuralları, düşük emisyonlu taşımacılığı rekabet avantajına dönüştürmektedir. Bu noktada demiryolu, çevresel performansıyla öne çıksa da, bu avantajın ticari modellere yansıtılması gerekmektedir.
Tedarik zinciri güvenliği açısından demiryolu önemli bir denge unsurudur. Pandemi sonrası dönemde yaşanan kesintiler, tek bir taşıma moduna bağımlılığın risklerini açık biçimde ortaya koymuştur. Demiryolu; büyük hacimli yükleri düzenli ve planlanabilir şekilde taşıyabilmesi sayesinde sistemin dayanıklılığını artırmakta ve temassız ticarete imkân sağlamaktadır. Ancak bu dayanıklılığın kalıcı olabilmesi için kurumsal kapasitenin, sektörel iş birliklerinin ve özel sektör katılımının güçlendirilmesi gerekmektedir. Yatırım ortamının öngörülebilirliği de bu sürecin temel bileşenlerinden biridir.
Uluslararası perspektiften bakıldığında Türkiye, yalnızca transit geçen yüklerin ülkesi değil; aynı zamanda bölgesel dağıtım ve konsolidasyon merkezi olabilecek bir konumdadır. Bunun gerçekleşmesi, fiziki altyapı kadar operasyonel ve dijital entegrasyonun da tamamlanmasına bağlıdır. İzlenebilirlik sistemleri, entegre planlama araçları ve veri temelli yönetim yaklaşımları, modern demiryolu lojistiğinin vazgeçilmez unsurları hâline gelmiştir.
Sonuç olarak demiryolu, Türkiye için güçlü bir stratejik fırsat sunmaktadır. Ancak bu fırsatın gerçek değere dönüşmesi; kapasitenin etkin kullanımı, ekipman yatırımlarının artırılması, operasyonel verimliliğin yükseltilmesi ve intermodal yapının derinleştirilmesiyle mümkündür. Türkiye’nin küresel lojistik haritadaki konumu, yalnızca sahip olduğu altyapıyla değil, bu altyapıyı ne ölçüde rekabetçi bir hizmete dönüştürebildiğiyle belirlenecektir. Demiryolunda asıl belirleyici olan, hat uzunluğu kadar bu hatların ne kadar verimli, entegre ve rekabetçi işletilebildiğidir.
