Gürsel Baran, Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı

Ankara Ticaret Odası’nın Breakbulk Europe Fuarı’na katılması ve üyelerini bu fuara götürmesinin önemini anlatabilir misiniz.

Ankara Ticaret Odası olarak üyelerimizi, Ticaret Bakanlığımızın milli katılım desteğiyle Breakbulk Europe Fuarı’na götürmekten büyük memnuniyet duyuyoruz. Bizim için bu fuar stratejik bir açılım anlamı taşıyor.

Breakbulk Europe, proje taşımacılığı, ağır yük lojistiği ve tedarik zinciri yönetimi alanlarında dünyanın en büyük buluşma noktalarından biri. Bu fuar, limanlardan lojistik firmalarına, enerji projelerinden altyapı yatırımlarına kadar geniş bir ekosistemi bir araya getiriyor. Katılımcılara yalnızca yeni iş bağlantıları kurma imkânı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda küresel ticaretin yönünü belirleyen trendleri yerinde gözlemleme fırsatı sağlıyor.

Günümüzde rekabet, sadece yerel ölçekte değil küresel ölçekte yaşanıyor. Bu nedenle firmalarımızın uluslararası pazarlara erişim kabiliyetini artırması, yeni iş birlikleri geliştirmesi ve sektöründeki yenilikleri yakından takip etmesi büyük önem taşıyor. Breakbulk Europe, tam da bu noktada üyelerimiz için eşsiz bir platform sunuyor.

Bu ziyaretle birlikte üyelerimizin, yeni pazarlara açılma, uluslararası iş ortaklıkları kurma, lojistik süreçlerini daha verimli hale getirecek çözümlerle tanışma ve küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşma imkânı elde edeceğine inanıyoruz. Ankara Ticaret Odası olarak hedefimiz; üyelerimizin dünyaya açılan kapılarını genişletmek, rekabet güçlerini artırmak ve Ankara iş dünyasını uluslararası arenada daha görünür kılmak. Breakbulk Europe Fuarı’na gerçekleştirdiğimiz bu organizasyonu da bu vizyonun önemli bir parçası olarak görüyoruz.

Türkiye’nin lojistik sektöründeki pozisyonu nasıl?

Türkiye, coğrafi konumu, ulaşım altyapısı, büyük ticaret hacmi ve dinamik ekonomisiyle küresel lojistikte önemli oyunculardan biri. Avrupa, Asya, Afrika ve Ortadoğu’nun geçiş koridoru üzerinde yer alan Türkiye, doğu-batı ve kuzey-güney ticaretinde doğal bir bağlantı noktası oluşturuyor. Türkiye’nin merkez olduğu bir çember düşünürsek Avrupa’nın büyük bölümü, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Kafkaslar ve Orta Asya’nın bir kısmı burada yer alıyor ve ülkemizden 4 saatlik uçuş süresiyle 67 ülkeye ulaşmak mümkün. Coğrafi açıdan sahip olduğu bu avantaj ülkemizin lojistik ve taşımacılık faaliyetleri için bir üs görevi görmesini sağlıyor.

Türkiye’nin hizmet sektörü içinde lojistik sektörünün önemli bir yeri var. Bugün ülkemizde lojistik sektörünün büyüklüğü 110 milyar dolar düzeyinde ve küresel lojistik ihracatından yüzde 2,5 pay alıyor. Lojistik sektörü ayrıca hizmet ihracatımızın yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Hürmüz Boğazı nedeniyle yaşanan gelişmeleri tüm dünya ile birlikte yakından takip ediyoruz. Küresel ticaret haritasının yeniden çizildiği bir dönemde, Türkiye güvenilir bir tedarik üssü ve lojistik merkezi konumunda. Liman, havayolu, kara yolu ve demiryolu bağlantılarının uyumlu işleyişi sayesinde hem mal ticareti hem de lojistik hizmet ihracatı açısından sürdürülebilir bir büyüme trendi içinde.

Ankara’nın ulaştırma ve lojistikteki stratejik konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasında, Karadeniz ile Akdeniz arasında bir kavşak noktası olması, ülkemizi küresel ölçekte doğal bir lojistik köprü haline getiriyor. Bu büyük resmin tam ortasında yer alan Ankara ise bu avantajı en etkin şekilde değerlendirebilecek şehirlerin başında geliyor.

Tarihi perspektiften baktığımızda da Ankara’nın bu rolünün yeni olmadığını görüyoruz. Üzerinden Tarihi İpek Yolu’nun geçtiği bu kadim şehir, yüzyıllar boyunca sadece ticaretin değil, bilginin, kültürlerin, inançların ve fikirlerin de kesişim noktası olmuş. Bugün ise bu tarihsel miras, modern ulaştırma altyapısı ve lojistik yatırımlarıyla yeniden şekilleniyor.

Ankara’nın merkezi konumu, ülkemizin dört bir yanına hızlı ve etkin erişim imkânı sunuyor. Hızlı tren, karayolu ağı ve yurtdışı uçuşları ile Ankara, “Anadolu’nun Dünyaya Açılan Kapısı” konumunda.  Bu durum, özellikle lojistik planlama açısından büyük bir avantaj sağlıyor. Bir ürünün üretim noktasından tüketim noktasına ulaşma süresini minimize etmek, maliyetleri düşürmek ve operasyonel verimliliği artırmak açısından Ankara’nın konumu son derece kritik.

Dolayısıyla Ankara’yı, Türkiye’nin lojistik sinir ağının merkezinde yer alan, stratejik bir aktör olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu potansiyelin doğru yatırımlar ve doğru planlama ile desteklenmesi halinde Ankara’nın bölgesel değil, küresel ölçekte de güçlü bir lojistik merkez haline gelmesi mümkün.

Küresel gelişmeler Ankara’nın lojistik rolünü nasıl etkiliyor?

Son yıllarda küresel ölçekte yaşanan gelişmeler, ulaştırma ve lojistik sektörünün önemini her zamankinden daha görünür hale getirdi. Özellikle pandemi süreciyle birlikte tedarik zincirlerinde ciddi kırılmalar yaşandı ve bu durum, ülkeleri alternatif güzergâh arayışına yöneltti. Geleneksel lojistik hatlara bağımlılığın riskleri daha net şekilde ortaya çıktı.

Bu süreçte Türkiye, sahip olduğu coğrafi konum sayesinde alternatif ve güvenilir bir güzergâh olarak öne çıktı. Özellikle Asya ile Avrupa arasındaki taşımacılıkta yeni koridorların gündeme gelmesi, Türkiye’nin stratejik önemini artırdı. Bu bağlamda “Orta Koridor” olarak adlandırılan ve Çin’den başlayarak Orta Asya, Hazar geçişi ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan hat, küresel ticaret açısından büyük bir önem kazandı.

Türkiye, bu koridorun en kritik halkalarından biri olarak konumlanırken, Ankara da bu yeni dönemde daha görünür bir rol üstlenmeye başladı. Artık Ankara’yı sadece bir geçiş noktası olarak değil, aynı zamanda lojistik süreçlerin planlandığı, yönetildiği ve yönlendirildiği bir merkez olarak değerlendirmek gerekiyor.

Yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler de lojistiğin stratejik önemini artıran bir diğer faktör. Bölgesel krizler, ticaret yollarında yaşanan aksamalar ve yeni ekonomik dengeler, lojistik altyapısı güçlü olan ülkeleri ve şehirleri daha avantajlı hale getiriyor. Bu noktada Ankara, güçlü altyapısı ve merkezi konumuyla öne çıkıyor.

Küresel ticaretin yeniden şekillendiği bu dönemde Ankara’nın rolü de dönüşüyor. Şehir, yalnızca fiziksel taşımacılığın gerçekleştiği bir nokta değil; aynı zamanda lojistik stratejilerin geliştirildiği, yeni iş birliklerinin kurulduğu ve ticaretin yönünün belirlendiği bir merkez haline geliyor.

Lojistik Sektörünün Son Yıllarda Yaşadığı Dönüşümden Bahseder Misiniz?

Lojistiğin en büyük dönüşüm başlıklarının başında dijitalleşme ve yapay zekâ geliyor. Yapay zekâ destekli rota planlama, depo otomasyonu ve veri analitiği uygulamaları, operasyonel verimliliği artırarak maliyetleri düşürme potansiyeli taşıyor. Türkiye’de firmaların önemli bir kısmı bu teknolojilere geçiş sürecini hızlandırmış durumda.

Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında bir köprü konumunda olması, lojistikte en büyük avantajlardan biri olarak görülüyor. Kalkınma Yolu Projesi ve yeni ticaret koridorları gibi girişimler, Türkiye’yi alternatif tedarik zincirlerinin merkezine ulaştırma potansiyeli taşıyor. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, Avrupa’nın yakın coğrafyalardan tedarik arayışı da Türkiye’nin önemini artırıyor. Bu durum, özellikle ihracat lojistiğinde yeni fırsatlar oluşturuyor.

Gelecek yıllar için ülkemizin hedefi, küresel lojistik performans sıralamasında üst sıralara yükselmek ve bölgesel dağıtım merkezi haline gelmek. Bu hedefe ulaşılması halinde Türkiye, yalnızca taşımacılıkta değil, tedarik zinciri yönetiminde de söz sahibi ülkeler arasında yer alabilir. Ancak sektörün bu potansiyeli gerçeğe dönüştürebilmesi için altyapı yatırımlarının sürmesi, finansman erişiminin kolaylaştırılması ve teknolojiye dayalı dönüşümün hızlandırılması çok önemli.

E-Ticaret Lojistiği konusunda neler söyleyeceksiniz.

Dünya genelinde yaşadığımız pandemi süreci lojistikte esnekliğin ve pazar çeşitlendirmesinin önemini ortaya koymuştu. Tek pazara bağlı kalırsanız sorun çıkar. Türkiye, ihracatı açısından “uzak ülkeler stratejisi”ni ortaya koymuştu. Yani ihracat konusundaki menzili 2 bin kilometreden 8 bin 500 kilometreye çıkarttı. Bu hedef yükseltme lojistik sektörü açısından da çok stratejik.

Önümüzdeki sürecin e-ticaretin daha da büyüdüğü ve lojistik sektörünün de dijital dönüşüm ve otomasyon ile bu sürece eşlik edeceği bir dönem olarak kayda geçeceğine inanıyorum.

Lojistikte “çok modlu taşımacılık” neden önemli ve Ankara bu konuda nerede duruyor?

Günümüzde lojistik sektöründe rekabet gücünü belirleyen en önemli unsurlardan biri, ulaştırma modlarının entegre bir şekilde çalışabilmesidir. Artık yalnızca karayoluna ya da yalnızca demiryoluna dayalı bir sistemin yeterli olmadığı açıkça görülüyor. Bu noktada “çok modlu taşımacılık” anlayışı ön plana çıkıyor.

Çok modlu taşımacılık; demiryolu, karayolu, havayolu ve denizyolu gibi farklı ulaştırma türlerinin birbirini tamamlayacak şekilde, entegre bir sistem içerisinde çalışmasını ifade ediyor. Bu sistem sayesinde hem maliyet avantajı sağlanıyor hem de operasyonel verimlilik artırılıyor.

Demiryolu, yüksek taşıma kapasitesi ve çevre dostu yapısıyla öne çıkarken; karayolu esnekliği ve erişim gücüyle vazgeçilmezliğini koruyor. Havayolu ise hız avantajıyla özellikle yüksek katma değerli ürünlerin taşınmasında önemli bir rol oynuyor. Asıl başarı, bu modları birbirine rakip olarak değil, tamamlayıcı unsurlar olarak kurgulayabilmekte yatıyor.

Ankara, bu anlamda Türkiye’deki en avantajlı şehirlerden biri. Karayolu, demiryolu ve havayolu ağlarının kesişiminde yer alması, çok modlu taşımacılık için güçlü bir altyapı sunuyor. Bu altyapının en önemli tamamlayıcı unsurlarından biri de Ankara Lojistik Üssü.

Ankara Lojistik Üssü, farklı ulaştırma modlarının bir araya geldiği, yüklerin etkin bir şekilde yönetildiği ve dağıtıldığı bir merkez olarak büyük önem taşıyor. Bu tür yatırımlar sayesinde Ankara, sadece üretim ve tüketim merkezi değil; aynı zamanda güçlü bir lojistik hub haline geliyor.

Bununla birlikte lojistik artık sadece fiziksel taşımacılıktan ibaret değil. Dijitalleşme, veri yönetimi, akıllı ulaşım sistemleri ve sürdürülebilirlik gibi unsurlar da bu alanın ayrılmaz parçaları haline geldi. Ankara’nın bu dönüşümü yakalaması ve hatta bu alanda öncülük etmesi mümkün.

Ankara Ticaret Odası’nın bu alandaki vizyonu nedir?

Ankara Ticaret Odası olarak ulaştırma ve lojistik sektörünü, Ankara’nın ekonomik kalkınmasında stratejik bir alan olarak değerlendiriyoruz. Çünkü lojistik maliyetleri, erişim hızları ve ulaştırma altyapısının kalitesi, ticaretin rekabet gücünü doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.

Bu doğrultuda önceliğimiz, Ankara’nın lojistik altyapısını daha da güçlendirmek ve şehri bölgesel bir merkezden küresel bir lojistik hub’a dönüştürmek. Organize lojistik bölgelerin yaygınlaştırılması, demiryolu bağlantılarının artırılması ve ulaşım süreçlerinin dijitalleşmesi bu vizyonun temel bileşenlerini oluşturuyor.

Ayrıca kamu, özel sektör ve akademi iş birliğinin bu süreçte kritik bir rol oynadığına inanıyoruz. Lojistik sektörünün gelişimi, yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil; aynı zamanda bilgi üretimi, insan kaynağı ve teknolojiyle de desteklenmeli.

Ankara’nın sahip olduğu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmek için tüm paydaşlarla iş birliği içerisinde çalışmaya hazırız. Çünkü inanıyoruz ki Ankara, Doğu ile Batı’yı buluşturan, ticaret ile lojistiği entegre eden ve bölgesinde güçlü bir çekim merkezi haline gelen bir şehir olabilir.

Sonuç olarak Ankara Türkiye’nin kalbidir. Bu kalbin güçlü atması için ulaştırma damarlarının hızlı, sağlıklı ve entegre çalışması gerekiyor. Bu vizyon doğrultusunda atılacak her adım, sadece Ankara’nın değil, Türkiye’nin ve içinde bulunduğumuz coğrafyanın ekonomik gücünü artıracaktır.