Muzaffer Akyıldırım, Emekli Subay | Diplomat | Stratejist
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 13 Ekim 1923’de Başkent ilan ettiği Ankara, tarihte muhtelif medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve Makedonya Kralı İskender’in(M.Ö. 356-323) Avrupa’dan Asya’nın derinliklerine kadar at koşturduğu seferden önce Polatlı yakınlarındaki Gordion höyüğünde mitolojik düğümü kılıcıyla keserek çıktığı Asya seferinin önemli bir durağıdır.
Büyük İskender’in bu uzun yolda kılıcıyla fethettiği bölgeler ve izlediği güzergâh, tarihi çağrıştıran ve o dönemde sağlanan coğrafya hâkimiyetiyle günümüzde jeopolitik olarak yeniden çizilen ticaret koridor ve kuşak yollarının öncülü olmuştur. Ünlü Makedon komutan bu seferlerinde lojistiğin önemini şu sözleriyle tarihin sayfalarına geçirmiştir. “My Logisticians are a humorless lot, they know if my campaign fails, they are the first ones I will slay.”([i])
Gerçekten de lojistik ciddi, maliyetli ve zamansız bir görevdir ve tarihte tüm önemli komutanlar “Savaşın lojistikle kazanıldığını” iyi bilir. Tabii barışta da lojistik, ordunun ve milletin günlük yaşamı, huzuru, refahı ve geleceği için en temel şarttır. O halde, naçizane “Lojistik Kazandırır” veciziyle, bu zamanla yarışan ve hiç durmayan çaba olduğunu ifade etmem hiç de abartılı olmayacaktır.
Kurtuluş Savaşı Öncesi AnkaraAnkara, Anadolu coğrafyasının merkezi olarak esasen, 1919-1923 Kurtuluş Savaşından Cumhuriyetin ilanına giden yolda milletin makûs talihini kıran Anadolu Hükümeti ve Milli Meclisin ev sahibi, bağımsızlığın kazanılmasında Gazi Paşa’nın yoktan var ettiği Ordu, milli irade, Misak-ı Milli ve milli birliğin yeniden inşasının da “Kalpgahı” olmuştur. Yani, dirilişi, kurtuluşu, istiklali ve istikbali gerçekleştiren beyin, kalp ve atardamarların beslendiği bir yurt olarak kalplere kazınmıştır. Esasen, Anadolu Müdafaa Cemiyetlerini kuran ve istiklal için uzun bir yol kat ederek 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarından Ankara’ya ulaşan Gazi Paşa, bu şehrin kaderini tarihteki rolüne ve sahip olduğu güce inanarak yeniden ortaya çıkarırken Türk ulusunun da ayağa kalkacağına olan inancını tescil etmiştir.
Ankara’nın, Osmanlı Devletinin unutulmuş bir köşesi olmadığını tarihsel süreçte oynadığı rollerle anlamak için 1222’de Selçuklular tarafından inşa edilen Taşköprü’den, Osmanlı’da1897-1919 döneminde şehirdeki eğitim, siyaset, ekonomi v dini medeniyet ve kalkınma adımlarına bakmak ve okul, telgrafhane ve tren garı gibi geleceğe hazırlanma iradesini not etmek elzemdir. Bahse konu eserler, şehrin yönetici ve sakinleriyle Devlet iradesini gelecek öngörüsüyle hazırlayan milli kadronun adım adım ördüğü geleceğin kalpgah’ının temel taşlarıdır. Ankara halkını geleceğin başkenti ve yeni Türk devletinin askeri, demografik, ekonomik akli ve yürütücü milli gücünü oluşturan ve asla tesadüfi olmayan bu eserlerin hepsini olmasa da, en göze çarpanlarını aşağıdaki şekilde tarihçeleriyle özetlemek gelecek nesillere manevi ve milli borcumuzdur:
– Akköprü/Taşköprü: Ankara’nın bugün Yenimahalle ilçesinde bulunan, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad talimatıyla Çubuk Çayı, İncesu Deresi ve Hatip Çayının birleştiği noktada yaptırılmış tarihi bir köprüdür. 1222 yılında, eski Bağdat ticaret güzergâhının geçtiği bir konumda, dönemin Ankara Hâkimi(Vali) Kızıl Bey tarafından inşa ettirilmiştir.Köprü günümüze kadar sağlam durumunu koruyabilmiştir. Yenimahalle’nin bugüne kadar gelebilmiş nadir tarihi yapıtlarından biridir. Yapı 8 Ağustos 1959 tarihinde kentsel sit alanı olarak tescillenmiştir.
Mimari özellikleri: Köprü kesme bazalt taşından inşa edilmiştir. Toplam 7 adet sivri kemeri bulunmaktadır. Kemerler büyük oranda kesme Ankara taşından yapılmış olup, yabancı taşlar ve civardaki antik devşirme malzemelerden de yararlanılmıştır.


– Telgrafhane: Osmanlıda ilk olarak payitahtın merkezi İstanbul’da tesis edilen telgraf evi, İttihad ve Terakki Fırkasının Anadolu’da teşkilatlanmasıyla 1892’de Ankara şubesinin inşasına başlandığı bilinmektedir. Ankara’nın ilk Telgrafhanesi, Valilik binasının da mimarı Kalfa Azaryan’ın projesi ile dönemin Valisi Abidin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Binanın maliyeti Ankaralı işadamlarınca imece usulü ile karşılanmıştır. Abidin Paşa, Payitahtla haberleşmede eksiklik olarak gördüğü Telgrafhane için büyük çaba göstermiş ve bina teknik donanımıyla 1905 yılında tam teşekküllü faaliyete geçmiştir. Sonraki yıllarda Telgrafhane, Mustafa Kemal Paşa ve beraberinde Temsil Heyeti’nin 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelmesiyle daha da önem kazanmıştır. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’un düşmanlarca işgalini 16 Mart 1920 günü saat 10.00 sularında İstanbul Merkez Telgrafhanesi görevlisi Manastırlı Hamdi Bey’den gelen bir telgrafla Ankara Telgrafhanesinde öğrenmiştir. Telgrafhane, Kurtuluş Savaşı yıllarında da Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul ve Anadolu ile devamlı haberleştiği bir merkez olmuştur. İstiklal Savaşı’nın kalbi burada atmış, cepheden gelen her haberin sevinci ve üzüntüsü ilk olarak bu binada yaşanmıştır.
– Ankara Ziraat Mektebi: GünümüzdeZiraatFakültesiolanAnkara’nın Keçiören İlçesindeki Fatih Köprüsü’nün hemen yanındaki iki katlı taş bina, tapu kayıtlarında Tarihi Çoban Mektebi olarak kayıtlı bina 2009 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığınca tescillenmiştir. 1897 yılında inşa edilen binanın ilk adı Ankara Numune Tarlası ve Çoban Mektebi olup, 1907’de Ziraat Mektebi olmuştur. Bina, yapılış amacı açısından değerli olduğu gibi Millî Mücadeledeki işlevi ve tarihi değeri açısından çok önemlidir. Ankara Ziraat Mektebi, Millî Mücadelenin Ankara’daki ilk karargâhıdır. Mustafa Kemâl Paşa’nın Sivas Kongresi’ni yapıp 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişinden itibaren Temsil Heyeti üyeleriyle beraber yaklaşık dört ay kaldığı, Milli Mücadelenin o dönemki kararlarını aldığı binadır. Mustafa Kemâl Paşa, Ziraat Mektebi binasından sonra, Ankara Tren İstasyonu’ndaki Gar Müdürlüğü binasında(Direksiyon) ikamet etmiş, ancak Milli mücadele çalışmalarını Ziraat Mektebinde sürdürmüştür. Bina bu dönemde Genelkurmay Başkanlığı karargâhı olarak da kullanılmıştır.


öğrencileri tarafından “İttihad-ı Osmanî Cemiyeti” adıyla gizli bir örgüt olarak kurulan ve sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan siyasi teşkilat 1908’de Meşrutiyet ilanıyla 1913-1918 yıllarında Osmanlı Devleti’ni yönetmiştir. Ankara’dakiİttihat Terakki mensuplarının 1916 yılında başlattığı bina inşaatı maddi nedenlerle tamamlanamamış ve Mondros Mütarekesi şartları gereğince Ankaraya gelen işgalci İngiliz ve Fransız heyeti tarafından kullanılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişini müteakip şehirden ayrılan işgal heyetinden boşalan bina, yerel halk, askeri kıta, Belediye ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin maddi ve işgücü desteğiyle onarılarak, 23 Nisan 1920’de açılan 1. Meclis olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra yeni Meclis’in kurulmasıyla Ankara’nın imar çalışmalarıyla 2. Meclis ve Ankara Palas binaları inşa edilmiştir. 1. Meclis binası halen Kurtuluş Savaşı/Milli Mücadele Müzesi olarak halkın ziyaretine açıktır.
-Milli Mücadele ve 1. Meclis Sancağı: KurtuluşSavaşıMüzesi girişinde sağdaki ilk oda Mescid’dir. Bu odada, Hereke menşe’li Halı üzerinde Seccade ve iki adet Şam işi tekniğinde sedef kakmalı, diğerleri sade dört Rahle bulunur. Odanın duvarında çerçeveli bir Sancak asılıdır. Kırmızı (sıklamen) renkli atlas üzerine simle yazılmış Fetih Suresi 1. ve Saf Suresi 13. Ayetleri ile yapım senesi olarak Hicri-1338 (Miladi 1920) yazmaktadır.
(Üstte:“Sana Fetih verdik” “Besmele-i Şerif” “Apaçık bir fetih”
1. satır: “Allahtan başka ilah yoktur. Mülk sahibi O’dur.”
2. satır: “Muhammed(sav) O’nun elçisi ve sözünde doğru olandır.”
Altta: “Allahtan yardım geldi” “sene 1338” “Fetih yakındır”)

Hasan Paşa Hanı(Suluhan): Günümüzdeki adıyla Suluhan, Ankara‘nın Altındağ ilçesinde Ulus‘ta bulunan tarihi bir tüccar ve kervan konaklama hanıdır. II. Bayezid ve I. Selim devri yöneticilerinden Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa tarafından 1508 – 1511 yılları arasında inşa edildiği bilinmektedir. “Hasanpaşa Hanı” ve “Ankaravî Hanı'”‘ olarakdaanılmakta olan han, 1688 tarihli bir kayıtta “Suluhan” olarak bahsedilmiş ve hana getirilen su kaynağıyla birlikte avlusundaki şadırvan, mescit ile hamamın da bu tarihlerde inşa edildiği bilinmektedir.
Osmanlı döneminde handa kahve ve iplik ticareti yapıldığı, 1920 yılında hanın girişine dikilen Saat kulesinin zamanla yıkıldığı, 1929 yılındaki Balık pazarı yangınında ise yapının tahrip olduğu bilinmektedir. 1940’lı yıllarda hanın sadece dış duvarları ayakta kalmış olup, 1950’lere kadar harap halde varlığını sürdürerek, sebze, meyve satış yeri ve yerel hal olarak kullanıldığı,1984 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından moloz taş ve kesme taşla kâgir olarak, aslına uygun bir şekilde onarım ve yenilenmesiyle günümüzdeki hâlini aldığı kayıtlıdır. Suluhan 16. asırdan itibaren tarihi 3 ana ikmal-nakliye yolunun kesişme merkezi olarak tacirler tarafından ticaret ve nakliye merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu özelliğiyle, günümüzde Kahramankazan’da tesis edilen Ankara Lojistik Üssü gibi ulusal ve uluslararası ticaret ve taşımacılıkta kritik bir merkez olmasıyla, Ankara’nın tarihi ve ekonomik önemini ortaya koyan bir eser özelliğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Aşağıda kaydedilen 3 ticaret yolunun, bugünkü doğu-batı (Orta Koridor), Kalkınma ve Hicaz yolu kara ve demir yollarının öncülü olarak tarihi hafızamızı hayatta tutması, ülkemizin merkezi değerini anımsatması ve bugüne ulaşan manevi varlığı bakımından korunması ve geleceğe miras bırakılmasının kültürel bir kazanç olacağı mütalaa edilmektedir. Bahse konu yollar;
– İSTANBUL-HALEP/ ŞAM YOLU
– İSTANBUL-BURSA-ANTALYA-İSKENDERUN (DENİZ)
– BURSA-TEBRİZ IPEK YOLU olaraktarihi kayıtlarda yer almaktadır.
Türklerin Anadolu’ya yerleşmesiyle birlikte Osmanlı Devleti döneminde de İstanbul, Bursa, Konya ve Ankara gibi şehirlerimizin Avrupa, Akdeniz, Ortadoğu ve İran’a uzanan ticaret ve mal nakliyatında önemli oynadığı rol bilinmektedir. Günümüzde de bölgesel ve küresel koridorlar olarak yeniden ortaya çıkan “çok modlu” (intermodal) ticaret hatlarının jeo-politik ve jeo-ekonomik katkısıyla, tarihten gelen coğrafi kazanımlar, 21. Yüzyılda da gelişen kara, demir, deniz ve hava yolu altyapılarının gücüyle Türkiye’ye görünürlük, önem ve katma değer kazandırmaktadır.
Ankara’nın Eğitim Altyapısı
Kurtuluş savaşından önceki Ankara, tarihi bir yerleşim olarak ticaret, nakliye, sosyo-kültürel zenginlik, ekonomik bir merkez ve vatan sevdalısı bir halkın istiklal ve istikbal mücadelesinin kalpgahı olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı andan itibaren Türk halkının bağımsızlık, milli irade ve hürriyet sevdasının gücüne dayanarak özgürlüğe olan tutkusuna inanmış ve 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarından şehre girişiyle, Ankara işgalden kurtuluşun da sembolü olmuştur. 1886’da Ankara’da da eğitime başlayan İdadi(Taşmektep)/Sultani bu mücadelenin fikri eğitim, kültür ve insan altyapısını hazırlamıştır. İdadi/Taşmektep binası hakkında arşivlerde fazlaca bir kayıt bulunamamıştır. Beş yıllık ‘İdadi’ (Lise) olarak açılan, 1908’de Ankara “Mekteb-i Sultanisi” olarak adlandırılan okulun yerinde günümüzde Yüksek İhtisas Hastanesi vardır (Develik Tepesi). Sultani 1924’de Atatürk Lisesi olarak Necatibey caddesindeki bugünkü yerinde açılmıştır.
Yukarıda özetlenen tarihi arka plan temelinde, Türkiye’nin Milli Güç unsurlarının yenilikçi ve tümüyle sayısal(digital) ve yeşil(green) teknolojilere dayanan ve sektörler arası karşılıklı(interactive) ve uyumlu(interoperable) çalışma sistematiğine kavuşması Lojistik Üs ve Ticaret merkezlerinin gelişmesiyle mümkün olacaktır.
Lojitime dergisinin Nisan 2026 sayısındaki makalede yer aldığı üzere, Bilgi, Yapay Zekâ ve Robotik çağı olan günümüzde lojistik, nakliye, gümrük ve ticaret bağlantılı hizmet sektörlerimiz yenilikçi bilişim, bilgi yönetimi (knowledge management), öğrenen sistemler (systems learning) ve yapay zekâ (artifical intelligence-AI) stratejik altyapı, haberleşme ve bilgi teknolojileri yatırımlarına kavuşmuştur. Bu yatırım ve stratejik hamleler veri ve teknik merkezlerle geliştirilmeye devam etmekte, ayrıca kara, hava ve deniz limanlarıyla doğu-batı ve kuzey-güney bağlantı hatlarıyla ülkemiz bölgesel güç, küresel merkez ve çok yönlü stratejik platform haline gelmiştir.
Bu sayımızdaki makalenin devamı aynı başlıkla, bu kez Milli Mücadele ve İstiklal Harbi esnasında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişiyle başlatılan Kurtuluş savaşı ve düşmanı yurttan atma harekâtının lojistik planlama ve nakliye alt yapısı ele alınacaktır. Müteakip yazıda ayrıca, Ankara’nın Milli Mücadele dönemindeki “kalpgah” olarak önemi ve günümüzde ülke ticaret ve nakliye sektörüne hizmet veren Ankara Lojistik Üssü ile bu kapsamda jeo-ekonomik yatırım ve kalkınmanın önemine değinilerek, lojistik sektörün kıymetli paydaş ve çalışanlarının emek farkındalığı okuyucuların ilgisine sunulacaktır.
