Nükhet Işıkoğlu, DTD Genel Müdürü
Bugün lojistik dünyasında tartışma artık yalnızca maliyet ve hız üzerinden yürümüyor. Küresel tedarik zincirleri yeniden şekillenirken diğer tarafta dayanıklılık, çeşitlilik ve sistem güvenilirliği de ön plana çıkıyor. Bu dönüşüm özellikle enerji, proje ve ağır yük lojistiğinde çok daha belirgin şekilde hissediliyor. Çünkü bu alanda yapılan her taşıma, yalnızca bir operasyon değil aynı zamanda mühendislik, altyapı uyumu ve çok paydaşlı koordinasyon gerektiren karmaşık bir süreç anlamına geliyor.
Bu noktada demiryolu taşımacılığı, özellikle büyük hacimli ve ağır yük hareketlerinde yeniden stratejik önem kazanmaya başladı. Demiryolu, yüksek taşıma kapasitesi, operasyonel stabilitesi ve uzun mesafelerde sunduğu ölçek avantajı sayesinde proje lojistiğinde güçlü bir taşıma omurgası olarak öne çıkıyor. Avrupa ve Asya’daki birçok büyük enerji, sanayi ve altyapı projesinde demiryolu, artık yalnızca alternatif bir mod değil, sistemin temel taşıyıcı unsurlarından biri olarak konumlandırılıyor.
Ancak burada kritik olan nokta, demiryolunun yalnızca fiziksel bir altyapı unsuru olarak değil, bütünleşik bir lojistik sistemin parçası olarak ele alınmasıdır. Ağır ve proje yük taşımalarında demiryolunun etkinliği, hat kapasitesi kadar, terminal altyapıları, yükleme-boşaltma imkânları, bağlantı hatları ve operasyonel koordinasyon ile doğrudan ilişkilidir. Uluslararası başarılı örneklerde görüldüğü üzere, demiryolu ancak limanlar, sanayi bölgeleri ve sınır geçiş noktalarıyla entegre çalıştığında gerçek potansiyelini ortaya koyabilmektedir. Bu nedenle demiryolunun gelişimi, yeni hat yatırımlarıyla birlikte sistemin tüm bileşenlerinin birlikte güçlendirilmesiyle mümkün olacaktır.
Dünya genelindeki uygulamalara bakıldığında, başarılı örneklerin ortak noktasının yalnızca güçlü demiryolu altyapısı olmadığı görülmektedir. Asıl farkı yaratan unsur; limanlar, terminaller, sınır geçişleri ve iç bölge bağlantılarının birbirine entegre çalışabilmesidir. Özellikle Avrupa’daki liman-demiryolu entegrasyonları sayesinde ağır ve proje yükleri, limanlardan iç bölgelere daha planlı ve öngörülebilir şekilde ulaştırılabilmektedir. Asya’da ise büyük ölçekli enerji ve sanayi projelerinde demiryolu, uzun mesafeli proje taşımalarının merkezinde yer almaktadır.
Bu dönüşümün arkasındaki en önemli dinamiklerden biri de küresel lojistik koridorlarının yeniden şekillenmesidir. Son yıllarda tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, tek bir rota veya tek bir bölgeye bağımlılığın ne kadar riskli olduğunu göstermiştir. Bu nedenle dünya ticareti, daha esnek ve alternatif koridorlara yönelmektedir. Bu noktada Orta Koridor, Avrupa ile Asya arasındaki ticarette giderek daha stratejik bir rol üstlenmektedir.
Türkiye ise bu yapının merkezinde yer almaktadır.
Çin’den başlayıp Orta Asya, Hazar geçişi ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan Orta Koridor, yalnızca bir taşıma hattı değil, aynı zamanda küresel ticaretin çeşitlendirilmesi açısından stratejik bir bağlantı modeli olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’nin Avrupa, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya arasında doğal bir köprü konumunda olması, ülkeyi yalnızca bir transit geçiş noktası olmanın ötesinde, aynı zamanda lojistik akışların yönetildiği bölgesel bir merkez haline getirme potansiyeli taşımaktadır.
Son dönemde bu yaklaşımı destekleyen en dikkat çekici gelişmelerden biri ise İstanbul Kuzey Demiryolu Geçişi Projesi, uluslararası adıyla Istanbul North Rail Crossing Project – INRAIL olmuştur. Uluslararası finans kuruluşlarının desteğiyle hayata geçirilmesi planlanan bu stratejik proje, İstanbul’un Avrupa ve Asya yakaları arasında, yüksek kapasiteli ve yük taşımacılığına uygun yeni bir demiryolu bağlantısı kurulmasını hedeflemektedir.
INRAIL yalnızca İstanbul’un ulaşım altyapısına yönelik bir yatırım olmasının yanında, Türkiye’nin küresel lojistik sistem içerisindeki rolünü güçlendiren kritik bir adım olarak değerlendirilmelidir. Projenin, İstanbul metropol alanını by-pass eden yeni bir demiryolu hattı ile yüksek kapasiteli bir boğaz geçişi sağlaması ve uluslararası koridorlarla entegrasyonu desteklemesi öngörülmektedir.
Bu yönüyle INRAIL; Trans-Hazar Orta Koridoru, Türkiye–AB bağlantıları ve bölgesel lojistik ağlar açısından kritik bir halka olarak öne çıkmaktadır. Uluslararası finans kuruluşlarının projeye sağladığı destek de bu hattın küresel ölçekte stratejik bir yatırım olarak değerlendirildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Tüm bu gelişmeler bize şunu göstermektedir: Türkiye’de demiryolu artık yalnızca ulusal ölçekte değerlendirilen bir ulaştırma modu olmasının yanında, küresel lojistik sistemin yeniden yapılanmasının önemli parçalarından biri haline gelmektedir.
Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik hedefleri, karbon emisyonu düzenlemeleri, enerji yatırımlarındaki büyüme ve koridor çeşitliliği ihtiyacı demiryolunu çok daha merkezi bir noktaya taşıyacaktır. Türkiye demiryolu altyapısını limanlar, terminaller, sanayi bölgeleri ve uluslararası koridorlarla birlikte entegre ve rekabetçi bir sisteme dönüştürmek için ciddi yatırımlar yapmaya devam etmektedir.
Çünkü küresel lojistikte yeni dönemin kazananları, yalnızca coğrafi avantajı olan ülkeler olmakla kalmayıp, bu avantajı güçlü, güvenilir ve entegre lojistik sistemlere dönüştürebilen ülkeler olacaktır. Türkiye’nin önündeki en büyük fırsat da tam olarak burada yatmaktadır.
Kaynakça
Dünya Bankası (World Bank) – Türkiye Demiryolu Bağlantı Projeleri ve Resmi Açıklamalar
Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü (AYGM) – İstanbul Kuzey Demiryolu Geçişi Projesi (INRAIL)Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) – INRAIL Proje Bilgileri
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) – INRAIL Proje Dokümantasyonu
